01 - TURKISH AIRLINES EUROLEAGUE Köşe Yazıları

EUROLEAGUE’DE İLK DEVRENİN DEV ANALİZİ!

Turkish Airlines EuroLeague’de ilk devre geride kalırken tüm takımların tek kelimeyle özetlendiği, vaziyetlerine bakış atıldığı, rakamlarla desteklenen oyun analizlerinin bulunduğu ve takımları izlenmeye değer kılan özelliklerin neler olduğunu bu “dev analiz yazımızda” bulabilirsiniz!

Puan durumunun altından başlayarak zirveye tırmanacağınız bu yazıda bolca sübjektif görüşün yer aldığını belirtir, keyifli okumalar dilerim!

 

18. KHIMKI MOSKOVA (2-15)

Tek Kelime: Yönetim

Vaziyet: Khimki’nin bu sezon bizlere izlettiği basketbol, EuroLeague’deki herhangi bir takımın antrenmanları esnasında oynadığı çift pota maçları andırıyor. Sezon başında böylesine bir hüsran yaşayacaklarını düşünmüyordum hatta COVID’den en çok etkilenen takım oldukları sezon başında 8 oyunculuk kadrolarla oynamaları, onların EuroLeague yönetiminden yedikleri darbeyi bize açıkça göstermişti. Sonrasında sakatlıklardan ve hastalıklardan aydınlıklara ulaşan Khimki, koç ekibinin ve kulüp idaresinin yönetim şekliyle kendi üstüne brandasını çekip “Aydınlık bize göre değil.” mottosunu benimsemişçesine maçlar izletti bizlere. Kurtinaitis’in yardımcı antrenörlerini değiştirmekle eşine rastlanmadık bir hamle yaparak da bu sezona “yeni bir yönetim perspektifi” getirdikleri ortada…

Rakamlar: Savunma namına hiçbir şey ortaya koymayan Khimki, potasında maç başına 89.2 sayı görürken 4 maçta de rakiplerine 100 ve üstü sayı şansı tanıdılar. Sayısal olarak ligin en kötü savunma takımı olan Rus ekibi için eforsuz demek az kalır; çünkü olmayan savunma agresifliği bir kenara Khimki kadrosu ve teknik ekibi yelkenleri tamamen salmış durumda.

Neden İzlemeliyiz?: Khimki’nin iç saha maçları EuroLeague’in maç saatlerini ayarlama şeklinden ötürü nadiren başka maçlarla çakışıyor. Ekranda onları gördüğünüzde kanalı değiştirmemek için size önerim ise şu şekilde: Khimki’nin sürükleyicisi Shved, 8.38 asist ile ligde en çok sayı pası veren isimken 4.8 top kaybı ile rakibine en çok pozisyon hediye eden isim. Onun bir sonraki pozisyonda zor şut-asist-top kaybı üçlüsünden hangisini yapacağına odaklanıp “Avrupa’nın en çok kazanan oyuncularından olmak o kadar zor mu?” minvalinde sorular sorabilirsiniz. Bu kısma kadar oldukça ağır ifadeler kullansam da 11.5 sayı, %40.4 üç sayılık isabet yüzdesi ve 5.5 ribaund ortalamalarıyla oynayan Jonas Jerebko, play-off için mücadele eden bir takımda görmek istediğim uzun forvetlerden biri olarak Khimki maçlarında tutunduğum diğer dal. Elbette rakip takımda kariyer rekorları izlemek isterseniz de Khimki maçları pek yanlış seçim olmayacaktır.

17. ASVEL (5-11)

Tek Kelime: Enerji

Vaziyet: ASVEL, Kasım ayının sonundan itibaren oynadığı 8 maçta, 4 galibiyet alırken 4 yenilgiyi Real Madrid, Bayern Münih, CSKA ve Fenerbahçe gibi güçlü rakiplerine karşı aldı. Kazandıkları maçlardan ise öne çıkan 2 maç vardı ki, sormayın! Barcelona’ya karşı 13 üçlüğü %61 isabet yüzdesiyle, Panathinaikos’a karşı ise 17 üçlüğü %70 isabet yüzdesiyle (EuroLeague tarihinin en yüksek 15. yüzdesi) kaydettiler. Bu süreçte ellerin-kolların aktif olduğu enerjik savunma hamlelerini, en iyisini bulmakla uğraşmadıkları üçlük tercihleriyle süslediler. Aralık ayında ortaya koydukları bu basketbolla kaybedecek bir şeyi olmadan oynayan underdog takımların nasıl sürprizler yapabileceğini tüm kıtaya gösterdiler. Pota altında, pozisyon bilgisi zayıf ama blokçu uzunlarla da renkli görüntülere gebe maçlar izlettikleri aşikar.

Rakamlar: Ligin en çok top kaybeden takımı olan ASVEL, maç başına 15.88 top kaybı yapıyor. Oyun kurucuların yaratıcılığı ve seviyesi açısından belki de ligin en zayıf ekibi olsalar da forvetleri boş buldukları her pozisyonda (özellikle geçiş hücumlarında) önemli bir şut tehdidi sağlayarak %39.15 üçlük isabet yüzdesi ile ligdeki en yüksek 4. üçlük yüzdesini elde ettiler.

Neden İzlemeliyiz?: Strazel, Bako, Noua ve Hayes gibi farklı seviyede potansiyelleri olan genç isimlerin kariyer basamaklarını takip etmek isteyen varsa bu kadroyu kesinlikle izlemeli. Ancak bu isimler bir kenara benim ASVEL’de izlemekten en keyif aldığım isim: Guerschon Yabusele!

Boston Celtics’teki NBA kariyeri sonrası ufak bir Çin serüvenine atılan 25 yaşındaki isim, Avrupa basketbolunda kayda değer işlere imza atabilecek ümit uyandırıyor içimde. EuroLeague’de savunma agresifliğiyle takımlarına önemli katkı veren Jeff Brooks ve James Anderson gibi iddiası yüksek takımlarda rol oyuncusu olmakta hiç zorluk çekmeyecektir. Bu isimlerden daha atletik ve genç olduğunu da unutmayalım!

16. PANATHINAIKOS (5-11)

Tek Kelime: Anormal

Vaziyet: Neden anahtar kelimemiz “anormal”?

Bu sezon Panathinaikos, ligde iddiası bulunmayan bir kadro kurarak yıllardan beri istenen seviyeye erişemeyen Nemanja Nedovic, senelerdir gelişimine yatırım yaptıkları Georgios Papagiannis ve ilk kez sürükleyici rolde oynamaya çalışan Ioannis Papapetrou gibi isimlerden alışılmadık performanslar izletiyor. Hem bu oyuncuların farklı görüntüleri anormallik yaratıyor hem de Panathinaikos gibi elit bir EuroLeague kulübünü hiç bürünmediği bir çehrede seyrediyoruz. Bu oyuncuların performansları baz alınırsa fena iş çıkarmıyorlar; ancak izleyenlere sundukları basketbolun pek sürdürülebilir olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim galibiyet yüzdeleri de bunu yansıtıyor.

Rakamlar: Oyuncu profillerine baktığımızda kadrodaki hiçbir isim topun değerini bilmesiyle tanınmazken Panathinaikos ligde en az top kaybeden 3. takım konumunda. Maç başına 12.13 top kaybı yapan Yunan ekibinde koç Vovoras’ın mentalitesini gördüğümüz en önemli nokta burası olabilir. Tabii, rakamlar demişken Nemanja Nedovic’in Maccabi’ye karşı attığı 39 sayının bu sezon bir maçta ulaşılan en yüksek sayı olduğunu da ekleyelim.

Neden İzlemeliyiz?: Panathinaikos’u benim için ilgi çekici kılan yegane şey: Georgios Vovoras! Koçun saha kenarındaki reaksiyonları ve kadroya “abi” gibi yaklaşması samimi kızgınlıklarını gördüğümüz anlara fırsat tanıyor. Elbette, saydığım 3 ismin bireysel maceraları açısından önemli bir sezon olması Pana’yı izlemek için neden olabilir.

15. KIZILYILDIZ (6-11)

Tek Kelime: Radonjic

Vaziyet: Sasa Obradovic ile oyun planı kurgusu açısından zayıf kalan Kızılyıldız, takımın başına Dejan Radonjic’i getirdi. Radonjic’li çıktıkları ilk maçta Panathinaikos’u yenen Sırp temsilcisi, daha doğru bir isimle anlaşmış oldu diyebiliriz. Mentalitesinin daha sağlam temelleri olduğunu düşündüğüm Radonjic, Loyd-Walden-O’Bryant önderliğinde çıkışa geçebilir. Kızılyıldız, ilk devrede Jagodic-Kuridza, Dejan Davidovac ve Ognjen Kuzmic isimlerinden çeşitli maçlarda sürpriz katkı alırken skor önderleri de bekleneni verirse ikinci devrede sürprizlerini artırabilirler.

Rakamlar: Mike James’ten sonra en çok sayı atan Jordan Loyd, maç başına 18.7 sayı üreterek Kızılyıldız’da kariyeri için yükseliş arıyor. Sezon başında 2 kez 30 sayının üstüne çıkan Loyd, zor ve kritik şutları atmaktan imtina etmese de iddialı bir ekipte yer almak için üçlük yüzdesini biraz daha yükseltmeli (%32.7 üçlük isabet yüzdesi). Kızılyıldız için tersine çevrilmesi gereken ilk nokta ise ikilik yüzdelerini artırmak olmalı; zira EuroLeague’de %50’nin altında yüzde yakalayan tek ekipler. Pota altı rotasyonu bu açıdan fazla kalifiye olmasa da bu yüzdeyi yükseltmeden işleri tersine çevirmek oldukça zor.

Neden İzlemeliyiz?: Panathinaikos’taki cevabıma yakın olacak ancak Dejan Radonjic için Kızılyıldız izlenir. Jeneriklere en çok malzeme veren EuroLeague koçu Radonjic enerjisiyle Kızılyıldız’ı da olduğundan daha sert bir hale getirecektir.

14. ALBA BERLIN (6-10)

Tek Kelime: Keyif

Vaziyet: ALBA Berlin, oynadığı takım oyunuyla, ligde başlattığı alan savunması furyasıyla, topsuz hareketliliği ve şut performansıyla koca bir keyif basketbolu oynuyor. Aito Garcia Reneses’in savunma yapmayan kadrosunu, son yıllarda sadece mola dönüşü çizilen setleri bozmak amacıyla yapılan alan savunmasını kendi sistemine adapte ettiğini izlemek oldukça keyifliydi. Hatta ligdeki diğer takımların kısa sürelerde farklı varyasyonlarını kullandığı alan savunması, Eski Kıta’nın basketboluna keyifli bir sekans sunuyor. Ancak takımda yaşanan sonu gelmeyen sakatlıklar, bu zevkli ALBA Berlin sürecini sonlandırmış olabilir. Reneses şapkadan başka tavşanlar çıkarabilecek mi, hep birlikte göreceğiz.

Rakamlar: ALBA’nın en büyük handikapı %34.51 ile en düşük üçlük isabet yüzdesine sahip olmaları. Tempolu setler sonrası atılacak şutlar daha yüzdeli girseydi 1-2 maç daha kazanmış olabilirlerdi.

Neden İzlemeliyiz?: Reneses’in bilgeliğini izlemek için fırsat kaçmaz! Bu kez bir koçun reaksiyonundan değil, izlettiği basketboldan bahsediyorum. Sahada, top yerine perdelerden çıkan ve kat eden oyuncuları izlemeyi keyifli kılmak pek kolay değil. Topu izlemek zorunda olduğunuz izolasyon hücumlarından bunaldığınız anda hemen ALBA Berlin maçı açıp keyfinizi yerine getirebilirsiniz. Defalarca keyif kelimesini kullandırtan bu takıma bir şans verin derim! (Jayson Granger’ın çocuklar gibi şen olması boşuna değil…)

13. FENERBAHÇE BEKO (7-10)

Tek Kelime: Agresiflik

Vaziyet: Fenerbahçe Beko’nun ilk devredeki oyunu ana yemeği kötü olan bir akşam yemeği gibiydi adeta. Sezona büyük ümitlerle ve ortaya konan mücadeleyle iyi başlayan Sarı-Lacivertliler, son iki haftadır Guduric transferinin enerjisiyle birlikte iki galibiyet aldı. Başlangıcın ve tatlının iyi olduğunu söyleyebiliriz yani.

Ana yemeğe gelince Nando De Colo, Jan Vesely, Ali Muhammed gibi isimlerin dönem dönem yaşadığı sakatlıkların da etkisiyle mücadeleden uzak, kolay pes eden bir takım görüntüsü çizdiği birkaç maç yaşadı maalesef. Yıldız isimler olmadığında takımın maç kaybetmesinden ziyade tadı tuzu olmayan (ki yemeğin temel unsurudur) maçlar seyrettik.

Son iki maçla birlikte bir şeylerin değişebileceği sinyalini kendi agresifliğiyle veren Fenerbahçe, her şeye rağmen kötü geçen ilk devreyi olumlu mücadele ile tamamladı. Bu oyun sezonun geri kalanına yansıtılırsa Fenerbahçe Beko, yalnızca 2,5 galibiyet uzakta olduğu play-off hattında ismini zikrettirebilir.

Rakamlar: Fenerbahçe’nin rakamlarını vermeden önce dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Hücumdaki opsiyon kısıtından ötürü Fenerbahçe’nin top kaybını azaltması, hücum ribaundunu artırması çok olumlu etki yapacak parametreleri oluşturuyor. Sahanın savunma tarafında ise çalınacak toplar ve alınan net savunma ribaundu sonrası yarı sahanın hızlı geçildiği pozisyonlar büyük önem arz ediyor. İyi girilen sezon başı maçlarında ve son iki maçta Sarı-Lacivertlilerin aldığı galibiyetlerde de net bir şekilde gözlemlediğimiz geçiş oyunlarının başarısı Fenerbahçe adına çok kritik. Transition hücumu oynanma sayısında Fenerbahçe, EuroLeague’de 3. sırada yer alıyor. Sadece koşmaya ant içmiş Baskonia ve fırsat buldukça Hines’la dahi geçiş hücumu oynayan Milano, Sarı-Lacivertlilerden daha fazla geçiş hücumu oynamış durumda.

Bahsettiğim ribaund ve top çalma verilerine baktığımızda ise Fenerbahçe Beko’nun şimdiye kadar ligin neden üst sıralarını neden zorlayamadığını anlıyoruz. Toplam ribaund sayısında ligde 16. olan Fenerbahçe, maç başına 30.76 ribaund alıyor. Doğrudan hızlı basket bulma fırsatı bulunan top çalma rakamında ise ligde 10. sırada bulunan Fenerbahçe, maç başına 6.53 top çalıyor. Bu iki parametrenin de sahadaki karşılığı ise agresif ve kararlı savunmadır. Fenerbahçe Beko, bu savunmayı Pierre, Brown ve Vesely gibi isimler sahadayken uygulayabiliyor; ancak diğer oyuncuların zaaflarını kapatmaya uygun rotasyonlar kullanmak büyük önem taşırken Kokoskov’un ASVEL maçında savunma anlamında en zayıf oyuncusu Jarrell Eddie’nin oynadığı sürelerin büyük kısmında, saydığım üç oyuncuyla birlikte sahada olduğunu gördük. Rotasyonda benzer dokunuşlar gelmeye devam ederse Fenerbahçe’nin maç başına yediği 78.8 sayı azalmaya devam edebilir.

Neden İzlemeliyiz?: Temsilcilerimiz için bu soruyu sormaya pek gerek olmasa da izlerken bana haz veren bazı noktalara değinmek istiyorum. Fenerbahçe Beko’nun yaptığı transferler içinde net bir tanımla net bir iş yapan Dyshawn Pierre’in sırtı dönük pozisyonlardaki etkisini, kusursuz olmayan şut formuyla başarı kaydettiği üçlük atışları ve savunmada sezon genelinde her maçta yaptığı fedakarlıkları düşününce birçok basketbolsever gibi benim de favori Fenerbahçeli oyuncum, kendisi. Öte yandan geri dönüşü uzadıkça uzayan Alex Perez’in Sarı-Lacivertlilere katacaklarını izlemek için tetikte olun, haftalardır konuşulduğu gibi: Her an dönebilir!

12. MACCABI TEL AVIV (7-10)

Tek Kelime: Hüsran

Vaziyet: Maccabi için hüsran kelimesini seçmek hiç zor olmadı; çünkü kaybettikleri 10 maçın 7’sini 4 sayı ve altında farklarla kaybettiler. Yaşanılan hüsranıysa en net biçimde gözlemlediğimiz an, Valencia deplasmanı sonunda Wilbekin’in bağıra çağıra yaptığı isyandı. Onların boyalı alan savunmak konusundaki eksikleri, tercihleri hiçbir zaman pek seçici olmayan Wilbekin ve Dorsey ikilisinin üçlük yüzdelerinin düşük kalması verimlerini düşürüyor. Bu iki etkenin maçın son anlarında oyun sonucuna doğrudan etki ettiğini de gördük, bu zamana kadar. Hunter’ın da birkaç hafta sakatlığa kurban gittiğini düşündüğümüzde Sfairopoulos’un işi pek kolay değil.

Rakamlar: Maccabi’nin vaziyetinde bahsettiğim boyalı alan savunması zaafını gözlemlediğimiz en çarpıcı istatistiği paylaşıyorum hemen. Başarılı ikilik isabet ortalaması konusunda EuroLeague’de 15. olan ASVEL, Maccabi potasına tam 33 iki sayılık isabet yollayarak sezonun rekorunu elinde tutuyor. Maccabi, bu zayıf savunmanın aksine ribaundlarda konsantrasyona sahip ve 24.53 ortalama ile en çok savunma ribaundu alan takım konumundalar. Burada, kısa oyunculardan Elijah Bryant’ın yaptığı 4.1 ribaundluk katkı göz dolduruyor.

Neden İzlemeliyiz?: Başta da bahsettiğim üzere Maccabi maçlarının büyük çoğunluğunu az farkla kaybediyor. Yani, sonu yakın geçen hatta uzatmaya giden mücadeleler için doğru tercih: Maccabi Tel Aviv’in maçları. Elijah Bryant’ın ise basketbol IQ’su ve artan hücum katkısı onu izlemesi zevkli bir oyuncu haline getiriyor. Maccabi, savunmada kemer sıkabilirse yarışta isimleri geçebilir.

11. ANADOLU EFES (8-9)

Tek Kelime: Güven

Vaziyet: Anadolu Efes’in bu sezon sahada izlettiği performans düşüklüğünün en büyük nedeninin Efes’in geçmişteki başarılarının devam etmemesinden kaynaklanan güven eksikliği diye düşünüyorum. Daha da açmak gerekirse; koçun sakatlıklara rağmen takımdaki diğer oyunculara, oyuncuların ise kendilerine ve birbirlerine güvenmeleri gerekiyor. Zira Anadolu Efes, koç Ergin Ataman’ın da öncesinde ifade ettiği gibi konsept üstünden basketbol oynayan bir ekip. Bu konsept ise: Çok fazla yaratıcı oyuncu ve şutörle alan açıp tehdit oluşturarak işi oyuncuların yeteneğine bırakmak. Micic’in kötü sezon başlangıcı, Larkin’in önce sakatlığı sonra da oyun iştahı, Singleton’ın yaşının da etkisiyle düşen fizikselliği ve oyun konsantrasyonu, Dunston’ın ise yaşından ötürü istikrarlı bir çizgi çizememesi ana eksikler olarak sıralanabilir. Bu noktada Ergin Ataman’ın vereceği koç reaksiyonları, Efes’in canlanması için fitili ateşleyebilecek isim olduğunu düşünüyorum. Oyuncu havuzu yetenekli olan Anadolu Efes’in güven kaynağı, bu konsept basketbolunu eksikler varken nasıl adapte edebileceğini çözen Ergin Ataman olursa Efes’i daha açık bir yol bekliyor olacaktır.

Rakamlar: Anadolu Efes’in vaziyetinde de bahsettiğim üzere, Efes’in problemleri büyük oranda mental anlamda yaşanıyor. Yine de bu psikolojik sürecin getirdiklerine kısaca bakmak gerekiyor tabii. Efes’in sistemi alan açmaya dayandığı için üçlük isabetleri oldukça önem arz ediyor; ama Efes, %36.2 üçlük isabet yüzdesiyle EuroLeague’de bu alanda 14. sırada bulunuyor. Bu düşük yüzde hem Moerman ve Singleton’ın istikrarsız performansından kaynaklanıyor hem de Micic ve Larkin’in isabet başarısı gösterememesinden ileri geliyor.

Neden İzlemeliyiz?: Anadolu Efes, Ocak ayına ASVEL, ALBA ve Khimki maçlarıyla başlayacak. Eğer bu aşamada 3 maçlık bir başarı kaydedip bu başarıyı devamında da ortaya koyan bir Efes görürsek play-off hattında kaçılacak rakip haline gelebilir temsilcimiz. Yine temsilcimiz olduğu için net bir izleme nedeni vermeye gerek yok; fakat Efes’in yetenek temelli basketbolu bazen gün yüzüne çıksa da bir anda ortadan kaybolabiliyor. Bundan sonra ne olacağı bilinmese de her maçı dört gözle takip edip Efes, kendine nasıl bir harita çizecek hep birlikte göreceğiz.

10. OLYMPIAKOS (8-8)

Tek Kelime: Vasat

Vaziyet: Olympiakos, EuroLeague’in en değerli kulüplerinden olsa da bu sezon sıralamada pek göz kamaştırmıyor. Sloukas’ın liderliğinde hücumlarını vasat seviyede sürdürseler de savunmalarının pek parlak bir görüntü çizdiği söylenemez. Özellikle 25 yaşındaki potansiyeli Hassan Martin haricinde caydırıcı uzunu da bulunmayan Olympiakos’un, %50 galibiyet yüzdesinde olmasını rakamlara bakarak anlamaya çalışalım.

Rakamlar: Yunan devi, EuroLeague’de en kötü 6. savunmaya ve en kötü 4. ribaund ortalamasına sahip takım. Onlardan daha çok sayı yiyen takımlara baktığımızda oyun sistemini hücumlarıyla sürükleyen takımları görüyoruz: Khimki, Pana, ALBA, Valencia ve Milan.

Olympiakos’un hücumunda da o kadar parlak bir izlenim çizmediği ortada. Takımda çift hanelerin üstünde skor atan tek isim, 10.6 sayı ortalamasıyla Kostas Sloukas. Onun ardından 6 ismin 7.3-9.9 sayı aralığında olduğunu söyleyelim; ancak izlettikleri oyunda süreklilik anlamında sıkıntı çektiklerini söylemek yanlış olmaz. Bazı şeyleri daha sivri yapıyor olurlarsa sıralamada temsilcilerimize güçlük çıkarabilirler.

Neden İzlemeliyiz?: Hassan Martin, bu kadroda fiziğini kullanan tek oyuncu olabilir, şimdiye kadar. 9.6 sayı, 5.3 ribaund ortalamalarıyla Olympiakos adına pis işleri yapan bir isim, onun potansiyelini izlemek keyif verici. Belki klişe olacak ama Spanoulis ve Printezis hala ter döküyorken kendilerini de seyretmek gerekiyor.

9. BASKONIA (8-8)

Tek Kelime: Hırs

Vaziyet: Baskonia, ligin ortalarında olsa da üstü tozlanmış oyuncuları podyuma çıkartıp onlara büyük roller vererek en keyifli sezon hikayelerinden birini yazıyorlar. Gelişim açısından sezona damga vuran Polonara, EuroLeague’de “takımın yıldızı” rolüyle ilk kez oynayıp tatmin eden Henry, CSKA ve Efes’ten sonra daha çok süre alabileceği takıma gelen Peters, kadronun gediklisi Vildoza ve tempolu oynayan başka bir takım olan ALBA’dan daha köklü Baskonia’ya gelen Giedraitis.

Baskonia’nın rotasyonu saydığımız isimlerden pek fazla değil; ama bu dar rotasyona rağmen fizikli ve yırtıcı beşleriyle istek, azim ve kazanma hırsını sahaya yansıtıyor.

Rakamlar: Hırs ve isteklerini net biçimde ortaya koyan rakamlara eğilirsek 7.94 top çalma ortalamasıyla Bayern’le birlikte en çok top çalan ekipler. Ayrıca, 11.6 hücum ribaundu ortalamasıyla ligde 2. en yüksek rakama sahipler.

Neden İzlemeliyiz?: Baskonia’da cevabım çok net olacak: Polonara’nın basketbol içgüdüsünü ve Pierria Henry’nin basketbol aşkını izlemeliyiz.

8. OLIMPIA MILANO (9-7)

Tek Kelime: Denge

Vaziyet: Messina’nın kadrosu veteran ve yükselişteki oyuncuların dengesiyle kurulmuş bir takım. Hines, Datome, Delaney ve Rodriguez gibi tecrübeli isimlere Shields, Punter ve Leday gibi kariyerleri parlamaya başlayan oyuncular eşlik ediyor. Şimdiye kadar bizlere izlettikleri basketbolun temelinde ise yükselişte olan isimlerin sıkça birebirler oynamasıyla yaşlı kurtların ikili oyunlar oynamasının dengesi yer alıyor. Tempoyu da artırmaktan kaçınmayan İtalyan temsilcisi, savunma seviyesini yukarı çekebilirse play-off yarışında üst sıralara aday bir ekip olacaktır.

Rakamlar: Milano’nun bu sezon yarattığı pozisyonlarda en çok hücumu sonuçlandıran ismin Shavon Shields olduğunu görüyoruz. Takım hücumlarının %14.7’sini kullanan Shields, izolasyon üstünden sayılarını buluyor. 81.6 sayı ortalamasıyla en skorer 4. takım olan Olimpia Milano’nun diğer ana opsiyonu ise Delaney/Rodriguez-Hines ikili oyunları olarak göze çarpıyor.

Neden İzlemeliyiz?: Modern bir anlayışla birebir oynamaktan kaçınmayan Milano, kadro kalitesine oranla daha üst sıralarda olabilirdi. Sezonun ikinci yarısıyla birlikte hedefe kitlendikleri takdirde savunma sertliklerini artırarak rakiplere gözdağı vereceklerdir. Nadir gelişen hücumlardan olan Hines’ın topu hücuma taşıyıp bitirdiği turnikelerse izlerken en hoşuma giden detaylardan birisi.

7. VALENCIA (10-7)

Tek Kelime: Rotasyon

Vaziyet: Son yıllarda geniş rotasyon diyince akla gelen ilk isimlerden olan koç Ponsarnau, bu sezon eklenen önemli parçalarla tehlikesini daha da büyüttü. Prepelic’in karar verici olduğu anlar, Kalinic’in fizik avantajını kullandığı eşleşmeler, Dubljevic’in perde yapıp dışa açıldığı ve post-upta bitirdiği pozisyonlar Valencia hücumunun tehdit yarattığı noktalar. Takımda en çok dakika alan isim 25.55 süreyle Kalinic iken Ponsarnau’nun rotasyonu geniş kullanması Valencia’nın devamlılığı açısından önemli.

Rakamlar: 81.8 sayı ortalamasıyla en çok sayı üreten 3. takım olan Valencia, ligde 20.5 asist ile en çok topu paylaşan takım. Hermannsson, Van Rossom ve Prepelic’in penetreleri sonrası verdiği pasların büyük yer tuttuğu bu asist ortalaması, aynı zamanda ligde 20’nin üstünde olan tek ortalama.

Neden İzlemeliyiz?: Valencia’nın tempolu basketbolunu savunmaya kafa yormadan oynamasını ve top paylaşımının yüksek olduğu hücumlarını izlemek her maçta büyük tat veriyor.

6. ZALGIRIS (10-7)

Tek Kelime: Schiller

Vaziyet: Her sezon çok net bir takım vardır ki play-off potasındaki takımlara yenilen diğer rakiplerine karşıysa daha çok odaklanarak kazanan, işte bu takım pandemi sezonunda Zalgiris Kaunas oluyor. İlk 8’de kendilerinden başka yer alan 6 takıma boyun eğen Zalgiris, sadece Bayern Münih’e karşı galip gelmeyi başardı. G-League’den gelip takımın başına gelen Martin Schiller’in ise EuroLeague kariyerine böylesine bir giriş yapması göz kamaştırıcı. Sistematik olarak oyuncu yetiştiren Zalgiris’te Jokubaitis, Lekavicius ve Grigonis’in kullandığı pozisyonlarla birlikte Walkup gibi vasat bir oyun kurucuyla sürekliliği sağlayan Schiller, Joffrey Lauvergne-Nigel Hayes-Augustine Rubit uzun üçlüsünden toplamda 28.3 sayı, 13.9 ribaund katkısı alarak kariyerlerinde uyku evresine giren isimleri de uyandıran kişi oldu.   

Rakamlar: Takımın vaziyetinde verdiğim uzun rotasyonu rakamlarının yanına eklenecek en önemli iki istatistik şu şekilde: Pozisyon başına buldukları 1.03 sayıyla ve %43.6 üçlük isabet yüzdesiyle ligde en iyi takımlar! Kariyer sezonunu geçiren Marius Grigonis ise 14.9 sayı ortalamasıyla ligde en skorer 7. isim.

Neden İzlemeliyiz?: Maç esnasında yüzünüzü gülümseten Litvanya taraftarları tribünlerde olamasa da Grigonis, Jokubaitis, Hayes ve Lauvergne isimleri bu sezon tebessüm etmenizi sağlayacak olan Zalgirisliler!

5. ZENIT (10-5)

Tek Kelime: Verim

Vaziyet: Zenit hakkında anlatacaklarımı çok uzatmayacağım, tıpkı Xavi Pascual’in yaptığı gibi az içerikten en yüksek verimi almak gerekiyor bazen. St. Petersburg şehrinde EuroLeague marşını anlamlı kılan Pascual, düşük sayılarda geçen maçları hücum verimiyle kazanma stratejisinde ilerlerken oynadıkları maçların 3’te 2’sini kazanmayı başardılar. COVID vakalarından dolayı sezon başında 4 maçı ertelenen, sonrasında da takvimi sıkışan Zenit, bu yüzdeyi yakalayarak birçok takıma taş çıkarttı.

Rakamlar: Zenit’in rakamları genelde ortalama düzeylerde olsa da kayda değer yegane istatistik: 72.6 sayı yiyerek ligde en az sayı yiyen takım konumundalar. Kendilerinin düşük tempolarından ötürü sayı atma konusunda da 15. olan Zenit, düşük skorlu maçlara her zaman sahne sunuyor. Onlar adına dikkat çekici esas nokta ise deplasman sonuçları 7-2 iken Sibur Arena’da 3-3 olmaları. Yani, Zenit’in deplasman hobisi olduğunu söylesek yanlış olmaz.

Neden İzlemeliyiz?: Pangos’un yönlendirdiği hücumlar ve Poythress’in patlayıcı smaçlar vurduğu anlardan başka pek şatafatlı işler yapmıyorlar; ancak Obradovic’in Fenerbahçe’de oynattığı düşük tempolu basketbolu özleyenler, farklı bir versiyonunu Zenit’in maçlarında bulabilir. Özellikle deplasman maçlarında!

4. BAYERN MÜNİH (11-6)

Tek Kelime: Trinchieri

Vaziyet: Bayern Münih, EuroLeague’de 4. sırada yer alsa da sezon başlamadan önce oyuncu kadrosundaki öne çıkan ilk isim Vladimir Lucic’ti. Lucic değerli bir oyuncu; fakat bir takımın en iyisi kendisiyken böylesine bir dereceyi kimse hayal bile etmezdi herhalde. Trinchieri, bol switchli savunma sistemini, fizikli oyun kurucular ve sert uzunlarla kurunca Bayern, savunma pozisyonlarını dahi izlemeyi zevkli kılan bir takım hüviyetinde. Hücumda ise delici kısalar, şutör forvetler ve uzunlarla boşluklar yaratan Bayern Münih, yarı sahayı hızlı geçtiği pozisyonlarda büyük tehdit yaratıyor.

Trinchieri’nin alametifarikasından bahsetmeden bu bölümü kapatmak olmaz. Orta ve düşük seviye EuroLeague takımlarından yetiştirip yıldızlaştırdığı oyuncular koçu çok değerli kılıyor. Brose Bamberg döneminde geliştirdiği ve şu anda NBA’de oynayan oyunculardan Brad Wanamaker, Darius Miller ve Nicolo Melli akla ilk gelen örnekler. Bu sezon ise seviye atlattığı oyunculara Reynolds, Baldwin, Lucic, Sisko ve hatta NBA’de tutunamayıp Avrupa’da da etkisiz kalan Paul Zipser’ı örnek gösterebiliriz. (Zipser, G-League kariyerini tenzih ettiğimizde ilk kez bir sezonda çift haneli sayı ortalamasını yakalamış durumda, maç başına 10.6 sayıyla.)

Rakamlar: Ligde Baskonia’yla birlikte en çok top çalan takım olan Bayern Münih, maç başına 7.94 top çalıyor. Takımına sağladığı ikinci şans sayılarıyla ekstra katkı sağlayan Jalen Reynolds, EuroLeague’de Milutinov ve Tavares’ten sonra 6.9 ortalamayla en çok ribaund alan 3. basketbolcu.

Neden İzlemeliyiz?: Oynattığı oyun sistemini, basketbolcu gelişimine verdiği önemi ve yaptığı her açıklamayla Andrea Trinchieri bir ikon! Verdiği röportajları canlı duymak için bile Bayern maçları için ekran başına geçilir. Ek olarak, Wade Baldwin’in deliciliğini uzun kollarıyla penetreleri ve orta mesafe şutlarıyla sonuçlandırmasını izlemek büyük keyif.

3. BARCELONA (11-6)

Tek Kelime: Sertlik

Vaziyet: Son 3 maçından mağlup ayrılan Barcelona, yılı iyi kapatmazken henüz iki hafta önce yaşanılan Heurtel skandalıyla gündemdeydi. Kabul edilemez bu olaydan ziyade saha içinde oynanan basketbola eğilirsek Barcelona’nın 1 ve 5 numara rotasyonlarındaki darlık, son maçlarda sinyal veren esas nokta oldu. Topsuz hareketliliği, kenar setleri ve perde oyunları; pasör Calathes ve şutör tehditleriyle birleşince Barcelona hücum anlamında önemli silahlara sahipken savunmada ise gösterdiği sertlikle en az sayı yiyen 2. takım durumunda.

Rakamlar: Jasikevicius’un mükemmeliyetçiliğinin vücut bulduğu alanlardan biri %50.4 saha içi isabet oranıyla oynayan Barcelona’nın Zalgiris’le beraber en yüksek yüzdeyi yakalayan takım olmaları. Bireysel olarak öne çıkan oyunculara baktığımızda ise bahsettiğim Barcelona silahlarının rakamlara yansımasına şahit oluyoruz. Kyle Kuric %58.8 üçlük yüzdesiyle ligde en yüksek isabet oranını yakalayan isim. Onun yanında Abrines’in %44, Higgins’in ise %40 ile üçlük atması Barcelona’nın şutör tehdidinin kısa rotasyonundaki bulguları. 4 numarada ise Avrupa’nın en yetenekli oyuncularından Nikola Mirotic’in yakaladığı 16.8 sayı, 6.6 ribaund ortalamaları dikkat çekerken Rolands Smits’in %52 ile üçlük attığını söylemek gerekiyor. Calathes ise alışıldığı üzere 7.18 asist rakamıyla EuroLeague’de en çok asist yapan 2. isim.

Neden İzlemeliyiz?: Oyun sisteminden, başarılı yüzdelerden bahsettik; lakin Barcelona izlerken en çok etkileneceğiniz şey topsuz hareketlerin mentalitesiyle kutsanmanız ve Saras’ın aklına şaşmanız olacaktır.

2. REAL MADRID (12-5)

Tek Kelime: Kısalar

Vaziyet: EuroLeague’de çıktığı son 12 maçtan 11 galibiyet elde eden Real Madrid, Campazzo’yu NBA’e, Randolph’u da sakatlığa kaybetmesine rağmen kusurlarını neredeyse tamamen örten Pablo Laso’nun muazzam performansıyla lige damga vurdu. Tavares’in pivot rotasyonunda yalnız kalmasından dolayı Alex Tyus eklemesini yapan (Laso, bu eklemeyi sezon başından beri ihtiyaçlarının olduğu bir ekleme olarak gösterip Tavares’in çok yorulduğuna dem vurdu.) Madrid, kısa rotasyonunda ise net bir taşıyıcıya sahip değil. Causeur, Llull, Alocen ve Laprovittola isimleri Real Madrid’in maç sonlarında önüne çıkabilecek bir engel gibi duruyor. Her ne kadar son maçta Efes’e karşı şutörlerinden kritik şutlar bularak maçı kazansalar da Laso’nun kapatmak zorunda olduğu en zorlayıcı kusur bu.

Rakamlar: Lig lideri CSKA’dan sonra en çok sayı atan takımı olan Real Madrid, skor dağılımıyla göz kamaştırıyor. 7 ismin 9 ve üstünde sayı ortalaması yakaladığı Real Madrid, bu isimlerden Campazzo ve Randolph’u kaybettiği için forvetlerden alacakları hücum katkıları eskisinden katbekat fazla olmak zorunda.

Öne çıkan rakamlarda ise Tavares’in bireysel rakamları dikkat çekiyor. 11.4 sayı, 7.8 ribaund, 1.9 blok ortalamalarıyla oynayan Yeşil Burun Adalı dev, ribaund ve blok kategorilerinde EuroLeague’de 2. sırada yer alıyor.

Neden İzlemeliyiz?: Pablo Laso’nun bizlere izlettiği perde çıkışı oyunları, Tavares’in tokatları ve kısa rotasyonu yetersizliğine rağmen Real Madrid’in bula(maya)cağı çözümleri gözlemlemek için onların karşılaşmaları dört gözle seyredilmeli.

1. CSKA MOSKOVA (14-3)

Tek Kelime: İzolasyon

Vaziyet: CSKA Moskova, EuroLeague’deki son 12 maçının tamamını kazanırken izolasyon setlerini merkezde tutan Itoudis, sakatlanmadan önce Clyburn’den, sezon boyunca Mike James’ten ve son dönemde boyalı alanda Nikola Milutinov’dan maksimum verim almayı başarmış durumda. Fizikli beşlerle sahada kalıp sürdürülebilir bir savunma sistemine sahip olan CSKA, bir de Mike James ve Darun Hilliard gibi clutch isimlere sahip olunca durdurulması imkansızlaşan bir takım haline geliyorlar. Bu anlamda da ligin geri kalanından izole geçirdikleri bir ilk yarı seyrettik. Clyburn’ün talihsiz sakatlığı sonrası bazı kayıplar yaşasalar dahi sezonun sonunda zirvede olmaları kuvvetle muhtemel.

Rakamlar: CSKA Moskova, ligde en fazla sayı atan takım (84.7 sayı) iken en az asist yapan (15 asist) 2. takım konumunda. Hem hücum tarzını hem hücum potansiyelini bu iki veriyle açıkça gördüğümüz CSKA’nın yıldızı Mike James’in rakamları ise 20.6 sayı (ligde 1.), 6 asist (ligde 6.), 3.4 ribaund şeklinde. Ayrıca 37 ribaund ortalamasıyla ligde en çok ribaund alan takım CSKA, maç başına 8.8 ribaund alan Nikola Milutinov’un önderliğinde dönen toplara da hükmediyor.

Neden İzlemeliyiz?: Mike James’in oynadığı birebirler ve oynattığı ikili oyunlardan feyz almak için CSKA izlemeliyiz. Milutinov, Shengelia ve Hilliard’ın bireysel performanslarını takip etmek de büyük keyif olsa da Mike James öyle bir sezon geçiriyor ki, teferruata gerek yok bu konuda.

Yorum Yap